1 Mayıs’ta Polis, Akif Dalcı’yı Vurdu! – 1989


(Uyarı: Fotoğraflarda polis şiddeti ve cinayet görüntüsü yer alıyor.)

1987’de Emek sinemasında yapılan 1 Mayıs kutlamasından sonra, ‘88’de işçiler ve emek örgütleri yeniden kapalı salon toplantısı yapmak istemediler ve ‘87’deki kapanışta sözleşildiği gibi emeğin bayramını Taksim’de kutlamak üzere yola düştüler. Ancak polis barikatları, Taksim’e yürümek isteyen az sayıdaki işçi ve öğrencinin önünü daha yola çıktıkları noktalarda kesmişti.

1988 1 Mayıs’ından elimde hiç fotoğraf yok. Nerede olduğumu, neden sokaklarda olmadığımı hatırlamıyorum.

Fakat 1989 1 Mayıs’ının erken saatlerinden itibaren Taksim’deydim. Büyük bir polis yığınağı vardı meydan ve çevresinde. Günler öncesinden emek örgütleri Taksim’i işaret ederek tüm emekçileri 1 Mayıs Alanı’na çağırmış fakat ne olduysa son anda bu çağrıyı iptal etmişlerdi. Diğer yandan devrimci gruplar, işçilerle, öğrencilerle birlikte Taksim’e çıkıp, 1 Mayıs’ı burada kutlama konusunda kararlıydı. Buna karşılık olarak, başında Turgut Özal’ın bulunduğu hükümet de 1 Mayıs’ı kutlamaya yönelik yapılacak toplantı, yürüyüş ve mitinglerin yasak olduğunu, böyle bir durumda müdahale edileceğini duyurmuştu. 1 Mayıs sabahında şehir gergindi.



Taksim’e çıkmayı hedefleyen kitlenin Tarlabaşı tarafından geleceği bilgisi kulağımıza gelmişti. Saatler kaçı gösteriyordu bilmiyorum, gerçekten de Tarlabaşı Bulvarı tarafından bir anda sloganlar yükseldi ve kuşlama yapılarak dağıtılan bildirileri uzaktan görebildik. Gazeteci arkadaşlarla o yöne doğru koştuk. Meydana girişi kapatan çevik kuvvet polisleri ilk aşamada yerlerinden kıpırdamadı. Onların yerine ellerinde uzun tahta coplarıyla muhtemelen özel seçilmiş karakol polisleri gelen gruba saldırdı. O sopaların insanların kemiklerine denk geldiğinde çıkardığı sesin bulvarda yankılanışını kim, nasıl anlatabilir bilmiyorum.

Birkaç yüz kişiden oluşan grup daracık bir Tarlabaşı sokağından içeri girerek polis şiddetinden korunmaya çalışıyordu. Karakol polisleri sokakta ilerleyemeyeceklerini bildikleri için çevik kuvvet geldi sokağın başına. Ancak üzerlerine yağan taşlar nedeniyle onlar da mahalleye giremedi.





Ağırlığını genç işçi ve öğrencilerin oluşturduğu gruptakiler yeniden Taksim’e çıkmayı zorlayıp zorlamamak konusunda hızlı bir görüş alış verişi yaptı. Polis engelini aşmak mümkün görünmüyordu. Bu nedenle ara sokaklardan ilerleyip Tepebaşı civarında yeniden Tarlabaşı Bulvarı’na çıkmaya ve buradan Şişhane’ye doğru trafiği keserek korsan yürüyüş yapmaya karar verildi.  












Şişhane meydanına kadar her şey planlandığı gibi gitti. Pankartlar ve sloganlarla devam eden yürüyüş bir grup polisin müdahalesiyle kesintiye uğradı. Gençlerden bazıları iki polis aracını taşlayarak camlarını kırdığı sırada önce Taksim yönünden koşarak gelen bir iki polis, ardından da biz gazetecilerin hemen arkasındaki tepede konuşlanmış polisler silahlarını, koşarak dağılmakta olan eylemci gruba doğru ateşledi. Biz, başımızın üstünden geçen kurşunlardan korunmak için kendimizi yere attık.














Bir süre sonra silah sesleri sustuğunda uzaktan birinin çığlıkları duyuldu. Yattığımız yerden kalkıp sesin geldiği yöne, Şişhane meydanından Kasımpaşa’ya inen yokuşa koştuk. Gencecik biri başından vurulmuş yatıyordu. Adının Mehmet Akif Dalcı olduğunu, 17 yaşında bir işçi olduğunu, evinin damında güvercin beslediğini sonradan öğrenecektik.

12 Eylül’den hemen önce ve 12 Eylül’den bir gün sonra silahla vurulmuş insanlar görmüştüm oturduğumuz mahallede, Merter’de. Bir cinayete ilk kez tanık olmanın dehşeti değildi bu yaşadığım. Silahsız, gencecik, üç kuruşa sattığı emeğinin gururuyla Taksim meydanına çıkarak bayramını kutlamak isteyen bir emekçiyi vurmuşlardı.

Akif Dalcı oracıkta hayatını kaybetmişti. Bir arkadaşı başucuna yığılıp kalmış hıçkıra hıçkıra ağlıyor, yardım istiyordu. Polisler işledikleri cinayeti hazmetmeye çalıştıklarından mıdır nedir yaklaşmıyorlardı ilk dakikalarda. Hemen bir araç bulundu, Dalcı’nın cansız bedeni arka koltuğa yatırıldı ve bir umutla, hızla hastaneye gönderildi.



Dalcı’nın kanı yokuştan aşağı akarken polisler bu kez gözaltı yapmak için harekete geçti. Önlerine çıkanı büyük bir öfkeyle derdest edip minibüslere tıktılar.

O günkü şiddet iki gün sonra Mehmet Akif Dalcı’nın Zeytinburnu’ndaki cenaze töreninde de katlanarak devam edecekti.

Fotoğraflar: Yücel Tunca – Beyoğlu, İstanbul, 1 Mayıs 1989














Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye Solunda Birlik Arayışı: Kuruçeşme’den Sosyalist Birlik’e - 1990

‘Seçilmiş Kardeş’im, Özdemir Hocam, Maden İşçileri ve Ekoloji Savunucuları İçin Bir Saygı Yazısı