Sultanahmet Cezaevi: “Demir taş küf yosun”* - 1990
Deniz Gezmiş’ten Mehmet Ali Aybar’a, Nazım Hikmet’ten Can Yücel’e, Yılmaz Güney’den Aziz Nesin’e binlerce insanın demir kapı kör pencere arkasına hapsedildiği bir cezaevinin içine gireceğiz bugün. Aslında isterseniz şimdi siz de hemen gidip içeri girebilirsiniz ama aynı şey olmayacak kuşkusuz. Çünkü bir otelin koridorlarında, odalarında ve bahçesinde dolaşıyor olacaksınız. Ne küflü duvarlarla, ne sübyan koğuşunun puslu karanlığıyla, ne de susuz hamamın içine hapsolmuş yüz yıllık yankılarla baş başa kalamayacaksınız. O yüzden gelin, korkunç bir siyasi kararla otele dönüştürülen Sultanahmet Cezaevi’nin son kez kapatılışından dört yıl sonraya, 1990’daki haline götüreyim sizi. Hatta bir iki gün sonra da 1992’deki halini gezelim beraber.
Sokak dergisinden sevgili arkadaşım, gazeteci yazar Esmahan Akyol (serinin son fotoğrafında) ile beraber girdiğimiz, 1986’dan beri kapalı olan Sultanahmet Cezaevi o günlerde Kültür Bakanlığı’na devredilmek üzereydi. Cezaevinin önündeki yol boyunca kâhyalık yapan iki üç kişi cezaevinin bazı odalarını aynı zamanda barınmak için de kullanıyordu. Neredeyse her bir hücresine, odasına girdik, bütün koridorlarında yürüdük. Karanlık hücrelerde fotoğraf çekerken netlik yapabilmek için gazete kâğıtlarını yakıp mekânı bir nebze olsun aydınlatmaya çalıştığımızı hatırlıyorum.
1950’lerin, 60’ların ve son olarak da 12 Eylül faşizminin izleri ve dahası hisleriyle dolu bu koğuşları, bu hücreleri, bu avluları bir otelin mimari unsurları haline getirerek derin bir hafızayı silmeye cüret edenler, tıpkı o dönemlerin zorbaları gibi ellerini kollarını sallayarak, yargılanmadan, cezalandırılmadan bu hayattan geçip gittiler. Bu hepimize dert olsun!
Cezaevi, bir bellek mekânına değil de 1996’da bir otele
dönüştürülene kadar çeşitli kültürel etkinliklerde ve film çekimlerinde de
kullanıldı. Bu hafta sonu Arşiv Kazısı-mag haftalık’ta da yine Sultanahmet
Cezaevi’ni set olarak kullandığım bir portre çalışması yayınlayacağım.
Bekleyelim, bakalım kimin portresiymiş?
Fotoğraflar: Yücel Tunca – Sultanahmet Cezaevi, İstanbul, 1990
Sultanahmet Cezaevi’ne kapatılarak özgürlüğünden mahrum bırakılmış bir büyük yazar ve şairin dizeleriyle bitireyim ama hemen peşinden de cezaevi hakkında detaylı bilgiyi, çok değerli bir çalışma olan bellekmekanları.org’dan alıp buraya aktarayım. Orijinal sayfasından okumak isterseniz onun linki de bu: https://www.bellekmekanlari.org/mekan/sultanahmet-cezaevi/
*Sultanahmet Cezaevi / Vedat Türkali
Sabah serinliği gün ağarıyor
Demir taş küf yosun
Sen böyle gecenin ortasında
olan bitenden habersiz
Uyuyor musun?
Güvercin sesi çocuk sesi tren sesi
Parmaklıklara yakışmayan ne varsa
Duvarlarında
Güneş bütün gün çağıradursun
Elden ne gelir
Yaşamak böyle kanlı akarsa
Maviliğin dibinde böyle gözyaşları
Kirli ağır durgun
Daha bir süre akıp gidecek
Duvarlarında
bellekmekanları.org’dan alınıtı:
Sultanahmet’te, Topkapı Sarayı’nın yanı başında yer alan Sultanahmet Cezaevi, 1996’dan bu yana Four Seasons Oteli olarak hizmet vermektedir. İsimlerini cezaevinden alan Tevkifhane Sokak ile Kutlugün Sokak arasında yer alan Sultanahmet Cezaevi, 1918-1919 yıllarında inşa edilir. “Dersaadet Cinayet Tevkifhanesi” ismiyle açılan yapının mimarının Mimar Vedat Tek olduğu düşünülmektedir. Cezaevi girişindeki yüksek tavanlı iki katlı binalar, avlulara açılır. Cezaevi koğuşlarının olduğu yapılar ise üç katlıdır. 1000 mahkûmun kalabileceği bü-yüklükteki cezaevine zaman içinde eklemeler yapılmıştır.
“Dersaadet Cinayet Tevkifhanesi” açıldığı günden
başlayarak, 1969 yılına kadar binlerce mahkûmun kaldığı bir cezaevi olarak
bilinir. İstanbul’un işgaline karşı çıkan İstanbullu direnişçilerin, 1938
Donanma Davası ve 1951 Komünist Tevkifatı sanıklarının büyük çoğunluğunun kaldığı
cezaevi, 1969’da Bayrampaşa Cezaevi açıldıktan sonra uzun süre boş kalır.
1980’de siyasi mahkûmların kalması için yeniden açılan bu cezaevi, 12 Eylül
1980 Darbesi sonrasında da çok sayıda siyasi tutuklunun kaldığı askeri cezaevi
olarak 1986 yılına dek kullanılır.
Çok sayıda roman, anı ve şiire konu olan Sultanahmet Cezaevi’nde kalanlar arasında; Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Şefik Hüsnü, Kemal Tahir, Çetin Altan, Orhan Kemal, Mehmet Ali Aybar, Mihri Belli, Necip Fazıl Kısakürek, Nail Çakırhan, Vedat Türkali, Zekeriya Sertel, Fethi Naci, Ruhi Su, Sıdıka Umut (Su), Can Yücel, Deniz Gezmiş ve Yılmaz Güney gibi çok sayıda isim sayılabilir.
12 Eylül 1980 Darbesi’nden hemen sonra “Tek Tip Elbise” dayatması Sultanahmet Cezaevi’nde başlatılır. Tutuklular zorla soyularak, dayak ve işkence ile tek tip elbise giymeye zorlanır. Tutukluların sürekli tek tip elbiseleri yırtmaları sonucunda cezaevi idaresi bir yıl süren uygulamadan geri adım atar. Çocuklarından haber almak için cezaevinin karşısındaki kahvelerde gün boyu bekleyen aileler ve direnişteki tutuklular zaman zaman gazetelere haber olur.
1986’da kapanan cezaevi, 1990’da Kültür Bakanlığı’na
devredildi. 1992’de bu tarihi yapının müze ya da kültür merkezi olması için
yapılan tüm uğraşlar sonuçsuz kaldı. Sultanahmet Cezaevi 1996’da Four Seasons
oteller zinciri tarafından restore edilerek, 65 odalı lüks bir otele
dönüştürüldü.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumunuzu, etik ve yasal sorun oluşturmadığı takdirde birkaç gün içinde onaylanıp yayınlayacağım. Katkınız için teşekkür ediyorum.