Deniz Gezmiş’ten Mehmet Ali Aybar’a, Nazım Hikmet’ten Can Yücel’e, Yılmaz Güney’den Aziz Nesin’e binlerce insanın demir kapı kör pencere arkasına hapsedildiği bir cezaevinin içine gireceğiz bugün. Aslında isterseniz şimdi siz de hemen gidip içeri girebilirsiniz ama aynı şey olmayacak kuşkusuz. Çünkü bir otelin koridorlarında, odalarında ve bahçesinde dolaşıyor olacaksınız. Ne küflü duvarlarla, ne sübyan koğuşunun puslu karanlığıyla, ne de susuz hamamın içine hapsolmuş yüz yıllık yankılarla baş başa kalamayacaksınız. O yüzden gelin, korkunç bir siyasi kararla otele dönüştürülen Sultanahmet Cezaevi’nin son kez kapatılışından dört yıl sonraya, 1990’daki haline götüreyim sizi. Hatta bir iki gün sonra da 1992’deki halini gezelim beraber. Sokak dergisinden sevgili arkadaşım, gazeteci yazar Esmahan Akyol (serinin son fotoğrafında) ile beraber girdiğimiz, 1986’dan beri kapalı olan Sultanahmet Cezaevi o günlerde Kültür Bakanlığı’na devredilmek üzereydi. Cezaevinin önündeki yol boyunca kâhyalık ...
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumunuzu, etik ve yasal sorun oluşturmadığı takdirde birkaç gün içinde onaylanıp yayınlayacağım. Katkınız için teşekkür ediyorum.