Gayri Resmi Topkapı Cumhuriyeti'ni Bilir misiniz? - 1988
İstanbul’daki Topkapı’nın tarihini herkes bilir ama aslında
çok daha büyük ve derin insan hikâyeleri barındıran Topkapı Otogarı ve Topkapı
Bit Pazarı’nın hikâyesi unutulmaya yüz tutmuştur. Hatırlayanlar da yaşları
ortaya çıkacak diye susmayı tercih eder. Madem ki Arşiv Kazısı diyerek bir
hafıza yolculuğu başlattık, akılda kalanları fotoğrafların peşine takmaktan
geri durmayalım; varsın yaşımız ortaya çıksın.
Şaka bir yana İstanbul’u İstanbul yapan, bütün sınıfsal
mevzuları, göç hikâyelerini, rant çirkefliklerini içinde barındıran birkaç
mekan 1980’lerin sonunda, ’90’ların başlarında yok edildiği için bugün geriye
dönüp bu mekanlar hakkında yeterli bilgiye ulaşamıyoruz. Topkapı da bunlardan
biri…
Çocukluğumun ve gençliğimin önemli bir kısmında hafta
sonları ve bayramlarda ailecek Merter’den Bakırköy-Aksaray minibüslerine biner,
Topkapı’da inip caddenin karşısına geçerdik. Minibüsten indiğimiz noktada
Trakya Otogarı, caddenin karşına geçtiğimizdeki daha büyük nokta ise Anadolu
Otogarı idi. Mahşeri kalabalığın içinden
sıyrılıp halamların yaşadığı, Topkapı-Edirnekapı-Rami güzergahındaki Demirkapı’ya
giden minibüslere atardık kendimizi. Minibüse bindiğinizde derin bir “oh!”
çekerdiniz. Zira o akıl almaz devinimin içinden sıyrılmaya çalışırken her an
biri kolunuzdan tutup sizi Siirt ya da Malatya otobüsünde, şoför arkasındaki
koltuğu methederek oturtabilirdi. Çekingenliği bırakıp “Ama kardeşim ben
Edirnekapı’ya gideceğim, ne işim var Malatya’da?” diye diklendiğinizde “Tamam
abi, söyleriz kaptana, Edirnekapı’da indirir seni.” diyerek pişkin bir cevap da
duyabilirdiniz.
Topkapı sadece “has”, “öz”, “hakiki” otobüs firmalarından ibaret değildi kuşkusuz. Seyyar satıcı cennetiydi aynı zamanda. İstanbul’un başka yerlerinde seyyarlarla zabıta arasında amansız bir mücadele sürerken hatırladığım kadarıyla Topkapı bir tür kurtarılmış bölgeydi.
Üç tür seyyar esnaf vardı bu kurtarılmış bölgede. Onlarca
yıldır meslek olarak seyyar satıcılık yapanlar; işsiz kaldığı dönemde ekmek
parasını çıkarmak için geçici olarak tezgâh açanlar; tezgâh sözcüğünün argodaki
anlamını iş edinmiş yarı dolandırıcılar; punduna getirdikleri takdirde “bul
karoyu al parayı”dan başlayıp, “aslında abi şu eski surların taşlarını söküp
satacağımız bir müşteri var ama küçük bir sermaye gerekiyor, ne dersin?”e kadar
varan tuzaklar kuran büyük tezgâhtarlar… E tabi şimdiki sahtekârların yanında
çok naif gibi görünseler de bakmayın, az can yakmadı bunlar da…
Bu son grubun eline düşmedi aileden kimse fakat mesela babam yarı dolandırıcı dediklerimin elinde az hırpalanmadı. Bizim hafta sonlarında kullandığımız bu güzergâh babamın işe gidiş geliş yoluydu. Her Siirt’e görülme riski, her gün ikinci kullanışta kırılacak limon sıkacağını “bu sefer kırılmaz” diyerek tekrar tekrar alma riski, kötü gününüzde ikna olup surlardaki taşları satacak şirkete ortaklık için maaşınızı kaptırma riski… Büyük stres değil mi bu? Babam belki de gelecek olandan kaçmaktan yorulup bazı günler salıyordu kendini. Eve yüzünde nadiren gördüğümüz neşeli bir ifadeyle geliyordu öyle zamanlarda. İki çift çorap fiyatına, beş çift çorap ya da bir iç çamaşırı takımı fiyatına üç takım almış olmanın neşesi ancak paket açılana kadar devam edebiliyordu. Bırakın üçü beşi tek bir eksizsiz çorap çifti, don fanila takımı bile oluşturulamıyordu. Topuksuz ya da burunsuz çoraplar, lekeli, göbeği bile kapatmayacak kadar kısa ya da lastiksiz çamaşırlarla bir süre sessizce bakışan babama annem “Ah be Orhan! Bu kaçıncı?” deme cesaretini gösterse de hemen arkasını dönüp oradan uzaklaşıyordu.
Topkapı Otogarı 1994’te Esenler’e taşınıp, ertesi yıl da
buradaki tüm yapılar yıkılarak devasa ama pek de kimsenin gitmediği parklar
yapılana kadar keşmekeş azalarak devam etti. Surdibi bostanları tarafındaki Topkapı
Bit Pazarı ise yasaklanıp, defalarca polis ve zabıta tarafından zor
kullanılarak dağıtılınca 2010’lar civarında açılmaz oldu. Sonraki yıllarda
durum nedir bilemiyorum doğrusu.
Topkapı gibi kendine has bir cumhuriyeti uzun uzun neden
fotoğraflamadığımı kendime sorup çok kızıyorum. İş işten geçtikten sonra
yakınmak kolay. Gençtik, şehirde hiçbir şey değişmeyecek sanıyorduk. Saflık
işte…
Fotoğraflar: Yücel Tunca – Topkapı, İstanbul, 1988
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumunuzu, etik ve yasal sorun oluşturmadığı takdirde birkaç gün içinde onaylanıp yayınlayacağım. Katkınız için teşekkür ediyorum.