Geç Kalan Sevgi: 12 Eylül Karanlığında İlk 1 Mayıs Kutlaması – Emek Sineması - 1987
Geç Kalan Sevgi: 12 Eylül Karanlığında İlk 1 Mayıs Kutlaması – Emek Sineması - 1987
1 Mayıs’a sayılı gün kala, 1987 ve 1989 1 Mayıslarından
fotoğraflar paylaşmaya başlıyorum. Bu paylaşımları üç gün üst üste yapacağım.
Önce 1987 yılına gidelim. Ülkenin toplumsal muhalefetinin 12
Eylül faşizminin etkisinden çıkmaya, demokratikleşmeye, kısmen de olsa
özgürleşmeye çalıştığı zamanların bir anlamda başlangıcı.
Ben de üniversitenin son sınıfındayım ama bitirmeyip
uzatmaya, askere gitmemek için biri hariç her yolu denemeye kararlıyım. “Biri
hariç” dediğim yol vicdani red. Vicdani reddimi ilan etmek cesaret sınırlarımın
dışında kalıyor.
Üç Nokta dergisini hazırlayıp yayımlıyoruz okuldaki
arkadaşlarımla. Başımızı usul usul Müştak Erenus ve Bilgesu Erenuslara
çevirmişiz. Ev ziyaretleri yapıyoruz, anlattıklarını can kulağıyla dinliyoruz.
1 Mayıs’ın 12 Eylül’den sonra ilk kez kutlanacağını, kapalı salon kutlaması
biçiminde yapılacağını onlardan duyuyoruz.
Ve tabii o gün biz de oradayız bir grup arkadaşımla birlikte.
Emek sinemasının kapısından bu kez farklı bir heyecan ve coşkuyla girmenin
hissini tarif etmek mümkün değil. Hafif bir tedirginlik de var öte yandan. Bu üniformalı
faşistlerin işi belli olmaz, basıverirler kutlamanın ortasında sinemayı…
Bir es verip şunu söylemek istiyorum: Emek sinemasından
bahsederken, o muhteşem yapıyı, büyük bir hafıza mekanını yıkıp yok edenlerin,
yerine utanç verici bir replikasını yerleştirenlerin büyük bir kent suçu
işlediklerini de hatırlamadan, hatırlatmadan geçemem. 1987 1 Mayıs’ının Emek
sinemasında kutlanmış olması sınıf tarihi bakımından da eşsiz kılıyordu orayı.
Sinemaya geri döndüm. Fuayedeyiz. Tanıdık tanımadık, farklı sol çevrelerden yüzlerce kişi fuaye alanında sigara içip sohbet ediyor. Dumandan göz gözü görmüyor, diyeceğim ama hayır hiç de öyle değil. Tatlı, kesif bir duman içinde daha da etkileyici bir görünüm oluşmuş. Fakat fotoğraf çekmeyi zorlaştırıyor açıkçası.
Az sayıda sendika temsilcisi, önlükleri ve yaptıkları bir mekân düzenlemesiyle fuayedeki yerlerini almışlar. Biraz ileride Birikimciler. Tanıl Bora az önce sendikacıların yanındaydı, şimdi üst kat merdivenlerine yakın bir yerde sigarasını tazeliyor. Ana kapının çaprazındaki afişlerle dolu köşede Dev-Yolcu birkaç abla ve abimiz yüzlerindeki ciddi ifadeyi bozmadan şakalaşıyor.
Fuayede Meryl Streep ve Robert de Niro’nun yeniden gösterime girecek filmi Geç Kalan Sevgi (Falling in Love)’nin dev bir afişi var. Merhaba 1 Mayıs pankartı tam da onun yanına asılmış. Son derece manidar ve aynı zamanda güzel bir hoşluk olmuş, insanın içi ısınıyor…
Slogansız sohbetler, salona davet anonsu ile hızlıca
bitiriliyor ve Emek sinemasının o muhteşem salonuna geçiyoruz. 1 Mayıs ve Emek
sineması! Kim akıl ettiyse, var olsun!
Koltuklar, balkon kısa sürede hıncahınç doluyor. Açılıp kapanan kapılardan kimler girip çıkıyor kimler! Sürekli bilgi veriyoruz arkadaşlarla birbirimize: “Timur Selçuk erken gelmiş, piyanoyu prove etmiş; Can Yücel de şimdi girdi içeri, bak, kırmızı atkısıyla Yalçın Küçük de hemen yanında. Dur, Müştak Erenus’a da bir selam verelim önce. Bilgesu ablamız kulisteymiş meğer. Ümit Kıvanç mı şu sakallı? Rasih Nuri İleri şurada arkadaki sırada eski tüfeklerle yan yana oturuyor…”
Herkes yerleştikten sonra önce devrim yolunda hayatını feda edenler için saygı duruşu yapılıyor ve o andan itibaren salon sloganlarla zangır zangır titriyor. “Yaşasın 1 Mayıs!”tan, “Zam, zulüm, işkence, işte faşizm!”e uzanan sloganlar arasında Timur Selçuk piyanonun başına geçip 1 Mayıs marşını okurken artık duygulara hakim olmak imkansız hale geliyor.
Konuşma fasıllarına geçildiğinde, kaçıncı sırada geliyor
hatırlamıyorum ama bir noktada Yalçın Küçük kendinden emin adımlarla sahneye
çıkıyor ve ajitatif vurgularıyla benim gibi genç solcuları bir anda kolayca
etkiliyor. Hele ki konu devrimden sonra inşa edilecek ülkenin nasıl bir yer
olacağına dair sözlerine gelinince salondan koşarak çıkıp devrim yapmak istiyor
insan. Hayır, öyle olmuyor! Beklenmedik bir şekilde bir gürleme duyuluyor ön
sıralardan. Can Yücel’in tüm heybeti ve sıkılı yumruklarıyla sahnedeki kürsüye
doğru koştuğunu görüyoruz. Bir yandan da “kimin camisini yıkıyorsun, kimin
ezanını susturuyorsun be adam!” minvalinde sözlerle bağırıyor. Herkes donup
kalmış; ben de refleksle açıklanabilecek biçimde birkaç fotoğraf çekiyorum. Can
Yücel tam Yalçın Küçük’ün yakasına yapıştığı anda görevliler araya giriyor, heyecan
dalgası yükseldiği hızda olmasa da kısa sürede iniyor, herkes sakinleşiyor.
Bilgesu Erenus’un bozlaklarıyla ve türkü aralarındaki
sloganlarla 1 Mayıs kendi ruhuna geri dönüyor. Programın sonunda bu kez sahneye
şiirlerini okumak üzere Can Yücel çıktığında biz genç solcular bile camiyle
ezanla falan ilgili provokatif sözler söylemekten daha önemli mevzular hakkında
düşünmenin gerekliliğini kavramış bulunuyoruz.
“Seneye alanlardayız. 1 Mayıs alanı Taksim’dir. Taksim’de
buluşmak üzere” diyerek bitiriyoruz Emek’teki 1987 1 Mayıs’ını.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumunuzu, etik ve yasal sorun oluşturmadığı takdirde birkaç gün içinde onaylanıp yayınlayacağım. Katkınız için teşekkür ediyorum.