Kayıtlar

“Soldan Güneş Yükseliyordu Güneye Giderken”*-II (Bodrum) – 1985

Resim
Galatasaray Liseli çiftin arabasıyla varmak üzere olduğum Bodrum henüz “Bodrum ölmüş abi, bitmiş!” muhabbetinin muhatabı değildi. Balıkçı köyünden turistik bir tüketim mekânına dönüşeli yirmi sene ya olmuş ya olmamıştı ama daha önemlisi henüz özgünlüğünü kaybetmemişti. Sokaklarında insan yığınları sel şeklinde akmıyordu. Kasabanın içinde her yerden endişe duymadan denize girilebiliyordu. Bodrum’un yerlisiyle yabancısı arasındaki ev sahibi-misafir ilişkisi tam anlamıyla tüccar-müşteri ilişkisine dönüşmemişti. Naif zamanların sonuna gelindiğini seziyor olsanız bile çok da kondurmuyordunuz. İnsandan yana umut vardı, istilacı bir tür olduğu sanki tam netleşmemişti, tedavi edilebilirdi, daha iyi bir dünya kurabilirdi ve tatil dönüşü Süleymaniye kahvehanelerinde ya da okuldaki bir amfide toplanıp bu konu uzun uzun tartışılabilirdi. Olup biteni anlamak zaman alacaktı. Fotoğraflar: Yücel Tunca – Bodrum, Muğla, Temmuz 1985 * “ Soldan Güneş Yükseliyordu Güneye Giderken ” – Bulutsuzluk Özle...

“Soldan Güneş Yükseliyordu Güneye Giderken”*-I (Akyaka) – 1985

Resim
Madem yaz günlerinin tam ortasındayız, o halde arşiv kazısından,  41 yıl önce, henüz 19 yaşındayken, yarı otostop yaparak tek başıma çıktığım yolculukta çektiğim fotoğrafları çıkarayım dedim. Marmaris’e doğru giden otobüsten Gökova kavşağında, bir tünel gibi uzanan okaliptüs ağaçlarının koyu gölgesine indim. Temmuz sıcağına rağmen yürüyebilmek için on adımda bir Azmak deresinin buz gibi suyuna bırakıyordum kendimi. Yol boyunca kulağımdaki ‘walkman’den Cat Stevens dinliyordum. Mona Bone Jakon albümündeki My Lady D’Arbanville’i tekrar tekrar dinlemek için kasedi her seferinde geriye sarmak gerekiyordu. Sınırlı sayıdaki pil stoğu bitmesin diye bir kalem yardımıyla geri sarılırdı kasetler, haliyle ben de öyle yapıyordum. Bizim için Cat Stevens, Cat Stevens’tı hâlâ, Yusuf İslamlaşmamıştı, öyle biliyorduk. İletişimin zayıf olduğu yıllardı; adamın 1977’de Müslüman olduğunu, 78’de adını sanını değiştirdiğini çok sonra öğrendik. Neyse, mevzu bu değil zaten… Okaliptusların gölgesinden...

Öğrenciler YÖK’e, Emperyalist Savaşlara Ve Paralı Eğitime Karşı Eylemde – 1990

Resim
  Öğrenciler YÖK’e, Emperyalist Savaşlara Ve Paralı Eğitime Karşı Eylemde – 1990 Üniversitelerdeki sol, sosyalist, devrimci öğrenciler bir yandan 1980 sonrasının en sorunlu kurumlarından biri olan YÖK’e ve paralı eğitime karşı mücadele ederken bir yandan da Irak’ın Kuveyt’i işgaline ve ABD’nin savaşa müdahil olma yönündeki açıklamalarına da tepki göstermekteydi. 1990 yılı sonbaharında başlayan yeni öğrenim döneminde, YÖK’ün kuruluş tarihi olan 6 Kasım yaklaşırken birçok üniversitede boykot çalışmaları yapılmaktaydı. 31 Ekim günü hem Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde hem de Yıldız Üniversitesi’nde öğrenciler gün boyu eylemdeydi. Fotoğraflar: Yücel Tunca – İstanbul, 31 Ekim 1990

Madımak Katliamı: Bezirci ve Çimen’in Cenazesinde Sel Olup Akan Şehir – 1993

Resim
  2 Temmuz 1993 Cuma günü, Sivas’taki bazı camilerden çıkan şeriatçı ve milliyetçi faşist gruplar cami avlusunda önce ABD bayrağı yakmış ardından Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri kapsamında kentte yapılan etkinliklere saldırmışlardı. Öğle saatlerinden akşam sekize kadar devam eden yürüyüş ve saldırıların son noktasında Madımak Oteli saatlerce taşlandıktan sonra içindekilerle beraber ateşe verilmişti. Öncelikli olarak Aziz Nesin’i öldürmeyi hedefleyenler bunu yapamamış olsalar da otele sığınmış durumdaki birçok Alevi ve sosyalisti, genç yaşlı demeden katletmişlerdi. Madımak’ta hayatını kaybeden 30 kişi katliamdan sonraki günlerde çoğunluğu Ankara’da olmak üzere kitlesel törenler ve protesto yürüyüşleriyle yurdun çeşitli bölgelerinde ve Hollanda’da defnedildiler. Asım Bezirci ile Nesimi Çimen’in cenazeleri ise Zincirlikuyu ve Karacaahmet mezarlıklarında defnedilmek üzere İstanbul’a getirildi. Katliamda ağır yaralanmış olan şair Metin Altıok 8 Temmuz’da İstanbul’da yüzbinlerce kişin...

Semaha Durmak, Şiir Söylemek İçin Gitmişlerdi, Ağıtlarla Döndüler- 1993

Resim
Türkiye'nin dört bir yanından Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri için Sivas'a gelen çoğu Alevi ya da sosyalist yüzlerce kişi, 2 Temmuz günü, öğle namazı çıkışında organize bir şiddet dalgası yaratan binlerce milliyetçi faşist ve İslamcı güruhun hedefi haline geldi. Etkinlik katılımcıları ve izleyicileri önce Atatürk Kültür Merkezi önünde büyük bir linç girişimine maruz kaldı, ardından akşama doğru sığındıkları Madımak otelinde katledildiler. Gün boyu süren şiddet dalgasını devletin tüm unsurları sadece izledi. Saldırganları, sırtlarını sıvazlayarak dağıtıyormuş gibi yapan asker-polis güvenlik görevlileri; "çok korkmuştum" diyen vali; "olay münferit" diyen Cumhurbaşkanı; "halkımızın burnu kanamamıştır" diye başbakan; "her türlü önlem alındı" dedikten iki saat sonra 33 kişinin katledilmesini izleyen başbakan yardımcısı; "helikopterle kırsala indik, merkezde, otelin önünde ilk taşları atıp geri çekildik" diyen kontgerilla itirafç...

"İnsan Hakları Yarın Değil Şimdi!" - 1989

Resim
  Bugün de çok ihtiyaç duyduğumuz bir sloganı ismine taşıyan bir konseri hatırlayalım: “İnsan Hakları Hemen Şimdi!” 10 Aralık 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 40. yılında, dünya çapında büyük etki yaratan, eylül ile ekim ayları boyunca yirmi ayrı şehirde yapılan “Human Rights Now!” konserlerinin bir yıl rötarlı versiyonu, İnsan Hakları Derneği tarafından 9 Eylül 1989’da, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda düzenlenmişti. Tıpkı bugünlerdeki gibi bin bir yasak, bin bir tehdit, bin bir engelleme girişimi aşıldıktan sonra yapılabilen konserde Yeni Türkü’den Mozaik’e, Ezginin Günlüğü’nden Bulutsuzluk Özlemi’ne, birçok grup ve sanatçı sahne almıştı. Bu muhteşem konsere ilişkin son olarak, sevgili Murat Meriç’in 2015 yılında Birgün gazetesine yazdığı yazıdan uzun bir alıntı yapayım. Türkiye’de onlarca, onlarca yıl boyunca maalesef hiçbir şeyin iyiye gitmediğini, her şeyin farklı ceberrutlar tarafından tekrarlandığını bir kez daha görmemizi sağlayacak bu alıntı: “(…)...

Basın Emekçileri Valiliğe Yürüyor - 1989

Resim
Gazete gazetesinden Sami Başaran ve Ahmet Altınkaya’dan sadece bir hafta sonra bu kez Kamil Başaran vurulunca Bâb-ı Âli’deki basın emekçilerinin sabrı taşmış, bu cinayetlerin önünü alamayan başta vali olmak üzere emniyet yetkilileri protesto edilmeye başlandı. Sistemsel bir çözülmeden kaynaklanan ve hatta bizzat sistemin kendisinin üretimi olan bu cinayetlerin yeni bir dönemin başlangıç noktası olduğunu henüz çok az kişi biliyordu. 7 Kasım’da mafyatik aşiret lideri Cemal Sincar, Sami Başaran ve Ahmet Altınkaya’yı vurmuştu. Sami Başaran ölürken Altınkaya saldırıyı ağır yaralı atlatmıştı. 14 Kasım’da ise bu kez Galata Köprüsü altındaki lokantacılardan biri olan Hakkı Morgül, Gazete gazetesini basarak Kamil Başaran’ı vurmuştu. Dört ay kadar komada kalan Kamil Başaran 28 Şubat 1990’da hayatını kaybedecekti. Bundan sadece bir hafta sonra da gazeteci Çetin Emeç kontrgerilla tarafından düzenlenen bir suikaste kurban gidecek, memleketin bitmek bilmeyen karanlık çağlarından yeni bir tanesi daha...